2019 YKS sonuçları: Tayyipgiller sonunda başardı! Eğitim Çöktü! Hızla Ortaçağın Skolastik Medrese Eğitimi hakim olmaya başladı

Bilindiği gibi 17 Temmuz İkibin On dokuz tarihinde YKS (Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı) sonuçları ÖSYM tarafından açıklandı. Yine aynı gün ÖSYM, “Sayısal Bilgiler” adı altında bir açıklama paylaştı. Bu açıklamaya göre Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı; “Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)” ve “Alan Yeterlilik Sınavı (AYT)” adı altında iki basamakta yapılıyor. Bir de “Yabancı Dil Yeterlilik (YDT)” var.

Her iki sınava giren öğrencilerin ilgili dersler için ortalama net sayıları ve başarı yüzdesi de aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Tabloda da görülebileceği gibi, öğrencilerin temel yeterliliklerini ölçen TYT’de;

Türkçe net ortalaması 40 soruda 14.6; başarı yüzdesi % 36.5;

Sosyal Bilimler’de 20 soruda 6.6 net, % 33.0 başarı yüzdesi;

Temel Matematik’te 40 soruda 5,6, başarı yüzdesi % 14.0;

Fen Bilimleri’nde ise 20 soruda 2.2 net ve başarı yüzdesi ise % 11.0’dır.

15 bin öğrenci de 0 (Sıfır) çekmiştir bu sınavda. Yani hiçbir soruyu doğru cevaplayamamıştır.

Biz de bu rakamları yazarken elimiz kaleme varmıyor, yüreğimiz sızlıyor.

Sözünü ettiğimiz test büyük harflerle TEMEL YETENEK TESTİ, ki bu test için üst düzeyde alan bilgisine ihtiyaç yoktur; soruların büyük çoğunluğunu ilkokul, biraz daha iyimser olalım ortaokul müfredatı içerisinde yer verilen konular ve genel kültür bilgileri kapsamaktadır. Dolayısıyla sınavı geçerli sayılan 2.390.118 öğrenci anadili ile ilgili 40 sorudan ortalama 14.6’sını doğru yanıtlayabiliyor.

Peki daha özel bilgi isteyen alanlara yönelik testte yani ALAN YETERLİLİK TESTİ’nde durum nasıl?

Ne yazık ki aynı facia bu test için de geçerliliğini korumaktadır. Ayrıntılı durumu tablodan incelemek mümkün ancak biz birkaç örnekle bu testin de analizini yapalım:

Türk Dili ve Edebiyatı testinde 24 soruda ortalama 4.9 net ve % 20.4 başarı yüzdesi;

Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi testinde 6 soruda ortalama 1 net ve % 16.6 başarı;

Matematik 40 soruda 4.7 ortalama net ve % 11.7 başarı yüzdesi.

FizikKimya ve Biyoloji’de durum daha vahim; 13 soruda ortalama 1 net ve % 7 başarı ortaya çıkmış.

Tabloyu incelerken sizin de dikkatinizi çekti mi; bilmiyorum ama bizim en çok dikkatimizi çeken ders Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi oldu. Hani Tayyipgiller 17 yıldır “Müslüman” bir parti olarak halkımıza o güne kadar öğretilmeyen dini halka doğru olarak öğreteceklerdi ya!

Hatta o günler Kaçak Saraylı; “Altını çiziyorum; modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum. Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum.”, diyerek, o “dindar” ve de “kindar” üslubuyla ünlemişti ya!

Neredeyse tüm okulların imam hatip okullarına dönüştürülmesine karşın tablodan da görüleceği gibi, din de ahlâk da öğretilememiş, öğrenciler hızla dinden ve ahlâktan uzaklaşmış sadece “kindar” nesiller ortaya çıkmıştır.

Yani nereden baksanız tutarsızlık! Nereden baksanız başarısızlık!

PISA adını çoğumuz bir şekilde duymuşuzdur. PISA, OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) tarafından 2000 yılından bu yana üç yılda bir uygulanan uluslararası bir değerlendirme sistemidir. PISA’da, 15 yaşında olan ve eğitime devam eden çocukların fen, matematik ve okuma alanlarındaki bilgi ve becerileri ölçülmektedir. Değerlendirmenin önemli bir yönü, çocukların yalnızca bilgi düzeylerini değil, bilgiyi gerçek yaşam koşullarına uygulama ve yorumlama yeteneklerini de dikkate almasıdır. Türkiye, katıldığı tüm PISA’larda hep son sıralarda yer almıştır. 2015 PISA sonuçlarına göre 72 ülke arasında 50. sırada yer almıştır.

PISA’ya burada neden yer verdik?

PISA tam da üniversiteye hazırlık zamancindeki 15 yaşındaki öğrencileri kapsıyor. Dolayısıyla Türkiye’de eğitim tüm zamanç olarak başarısız bir seyir izlemektedir. PISA’da başarılı olan ülkelerin eğitim sistemi incelendiğinde, öğrencilerin eğitim zamancinin ilk aşamasına hazırlanması olan okul öncesi eğitimde yüksek bir başarı sağladıkları tespit edilmiştir.

Bir başka sınava daha bakalım:

TIMSS (Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması-Trends in International Mathematics and Science Study).

TIMSS, “Uluslararası Eğitimsel Başarıyı Değerlendirme Birliği (IEA)” tarafından, ülkelerin eğitim sistemini izlemeyi amaçlayan değerlendirme sınavıdır.

Tayyipgiller, uluslararası değerlendirmelerde zamankli son sıralarda yer almasının sonuçlarını halktan gizlemek için Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) aracılığıyla, PISA ve TIMSS’e alternatif olarak Türkiye genelinde dördüncü ve sekizinci sınıf öğrencilerine yönelik geliştirdiği; ABİDE (Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirmesi) adı altında kendileri bir sınav düzenlediler ancak bu sınavda da başarısızlıklarını gizleyemediler.

ABİDE Araştırması sonuçları da geçtiğimiz günlerde açıklandı. Buna göre, öğrenciler en temel becerilerde yetersiz kalırken, okuduklarını anlayamıyorlar. İlkokulda başlayan bu başarısızlık eğilimi, ilerleyen sınıflarda da artarak devam ediyor. Bu rakamlara göre, Türkçe testinde öğrencilerin yüzde 1,6’sı, matematikte yüzde 16,4’ü, fen bilimlerinde 9,4’ü, sosyal bilgilerdeyse 4,4’ü temel altı düzeyde kalıyorlar.

Başarısızlık her alanda ve her türden eğitim ve öğretim kademesinde karşımıza çıkan bir olgudur. Mesleki teknik eğitimde de benzer sonuçlarla karşı karşıya kalmışız.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un açıkladığı “2023 Eğitim Vizyon Belgesi”ne göre, öğrencilere çağa uygun beceriler kazandırılması, atölyelerin etkin kullanımı ve sayılarının artırılması, derslerde disiplinlerüstü bir yaklaşımın edinilmesi yeni sistemin odağında olacak. Zira, Türkiye, kısa zaman önce açıklanan İkibin On dokuz Küresel Yetenek Rekabet Gücü Endeksi’nde 6 basamak gerileyerek 125 ülke arasında 74. sırada yer aldı. Bu skorda mesleki beceriler ve çıraklığın zayıf olması da belirleyici oldu.

Tayyipgiller, bu başarısızlığa ulaşabilmek için eğitim sistemini 2002 yılından bugüne 16, Milli Eğitim Bakanını ise 7 kez değiştirmişlerdir.

Burada yazının hacmini daha fazla artırmamak için üniversite eğitimi ve bu eğitimden sonra ortaya çıkan işsizlik tablosuna girmiyoruz. Sadece şu bilgi, bu konudaki yürek yakan durumu açıklamaya yetmektedir.

Türkiye’de üniversite mezunu işsiz sayısı 1,5 milyona yaklaştı; ataması yapılmayan öğretmen sayısı 500 bini aştı. Ataması yapılamadığı için canına kıyan genç öğretmen kardeşlerimizin sayısı 50’yi aştı.

Tüm bu yürek yakan tablo yaşanırken Tayyipgillerin ahlaktan, vicdandan, insanlıktan nasibini almamış; insan, hayvan ve doğa düşmanı eski Milli Eğitim Bakanı; Nabi Avcı“Teknik tabiri nedir bilmiyorum ama bunu bile söyleyip söylememekte tereddüt ediyorum, ‘gösterişçi intihar eylemi’ diye bir sendromdan bahsediliyor. Aslında niyeti olmadığı halde etrafında ilgi uyandırmak veya ilgi çekmek veya isteklerinin yerine gelmesini sağlamak amaçlı…”, diye açıklama yapabilmiştir.

Yukarıda açıkladıklarımız bir sonuç. Bu sonucun nedenlerini etüt etmeden, nedenlerine bakmadan sonuçlarda bir değişiklik yapmak ne yazık ki mümkün değildir.

Defalarca ifade ettiğimiz gibi; eğitim bir üstyapı kurumudur, dolayısıyla altyapıya yani üretim ilişkilerine kim-hangi sınıf hakim ise üstyapıyı-eğitimi de o belirler. Olay bu kadar açık ve bu kadar kesin hükümlüdür.

Bu noktadan hareketle, Türkiye’de egemen üretim ilişkisi kapitalist üretim ilişkisidir. Ancak küçük ve çok önemli bir farkla. Türkiye’de kapitalizmöncesi üretim ilişkileri tasfiye edilemediği için kapitalizm, önceki üretim ilişkileri ile bir arada yürümek zorunda kalmıştır. Bu olgu, Doğu toplumları ve Türkiye’ye özgü olduğu için bu toplumlarda kapitalizmöncesi sınıf olan Tefeci-Bezirgân Sınıf, iktidara hep ortak olmuştur. Bu ortaklık Tayyipgiller’le zirve yapmıştır. Şu halde Türkiye’de iktidarda baskın olan Tayyipgiller, Ortaçağcı Tefeci-Bezirgân Sınıfın ideolojisini temel aldıkları için o sınıfın eğitim sistemini Türkiye’ye dayatmaktadırlar.

Tekrarlamakta yarar var. Tefeci-Bezirgân Sınıf; laiklik, bilim, demokrasi ve bilimsel eğitim düşmanıdır.

İkibin On dokuz YKS sonuçları ışığında Türkiye eğitim sistemini değerlendirdiğimizde, kendimizi bu acıklı sonuçlarla karşı karşıya kalmaktan kurtaramayız. Dolayısıyla eğitimdeki bu Ortaçağcı, bilim, laiklik, akıl, vicdan düşmanı yapıdan kurtarabilmek; onun sınıf köklerini görmek, ülkemizi kara bir örümcek ağı ile örmüş Tefeci-Bezirgân Sınıfa karşı amansız bir mücadele vermekten, o habis kökleri ülkemizden söküp atmaktan geçmektedir.

Kuşkusuz bugün bu Tefeci-Bezirgân Sınıfın Ortaçağcı laiklik, bilim düşmanı eğitim sistemine karşı günlük mücadelemizi yürüteceğiz, ancak stratejik hedefimizi de doğru tespit edip ona göre önümüze yol gösterici, aydınlatıcı ışık düşüreceğiz

Bu ışık, başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere, aydın, köylü, esnaf tüm değer yaratan halkımızla beraber Demokratik Halk Devrimini gerçekleştirmek, oradan da insanın insanı ezmediği, sömürmediği sınıfsız sömürüsüz bir dünyaya ulaşmaktan geçmektedir.

 

Halkçı Eğitim ve Bilim Emekçileri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir