İnandılar, Dövüştüler, Öldüler! Bıraktıkları Emanetin Bekçileriyiz!
Tarih 23 Aralık 1930… Günümüzden 87 yıl öncesi… Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın kazanılmasından 8 yıl sonra, Ortaçağcı zihniyet “Şeriat isteriz” diyerek harekete geçerek, dışarıda Emperyalizme, içeride de hilafet ve saltanata karşı verilen Birinci Kuruluş Savaşı’mızın kazanımlarına haince saldırdılar. Türkiye’nin belli başlı kentlerinde örgütlenip eyleme geçtiler. Hilafeti tekrar getirmek isteyen Nakşibendiler, Manisa’da köylerde toplantılar yaparak örgütlenmelerini tamamladılar ve Menemen’de bir sabah vakti yeşil bayraklarla harekete geçtiler.
Bu Ortaçağcı Şeriatçı karanlık beyinler, Mustafa Kemal Atatürk’in laiklik ilkesini ve “Bağımsızlık benim karakterimdir” anlayışını kendine kılavuz edinen onurlu bir öğretmen olan; Menemen’de gencecik bir yedek subay olarak askerlik görevini yapmaktayken, bu azgın Ortaçağcıların saldırılarını bastırmakla görevlendirilen Kubilay’ın başını kesip sokaklarda dolaştırdılar. Olay yerine yetişen Bekçi Hasan’ı ve arkadaşının yardımına koşan Bekçi Şevki’yi de açtıkları ateşle öldürdüler.

Birinci Kurtuluş Savaşı’mızla yenilgiye uğrayan ve ülkemizi yok etme planları suya düşen Emperyalistler, bu amaçlarını Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da Şeriatçı Ortaçağcıları kullanarak gerçekleştirmek istediler. Zira bu kara zihniyet, Birinci Kurtuluş Savaşı’mızda hep Emperyalistlerin yanında yer almıştır.
Emperyalistler, Ortadoğu’yu Ortaçağ karanlığı ile kuşatırken onların yerli işbirlikçileri de ülkemizi Ortaçağ karanlığına sokmaktan geri kalmadılar. Sahiplerinin isteklerini harfiyen yerine getirdiler.
AB-D Emperyalistleri Ortadoğu’da dökülen Müslüman kanlarının akmasına sebep olurken, ülkemizdeki yerli işbirlikçileri de çocuklarımızın geleceklerini karartmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ortadoğu’da kafa kesen, ülkemizde de bombalar patlatan terör örgütü IŞİD’i kurup silahlandıran, besleyen ve destekleyen hep AB-D Emperyalistleri ve onların yerli işbirlikçileridir.
En son örnek: son günlerde ABD başkanı Trump’ın, Kudüs’ü İsrail’in resmi başkenti olarak tanıması ve Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınacağını açıklamasıyla Filistin’e uygulanan baskı ve şiddeti daha da arttırmasıdır.
Ülkemizdeki yerli işbirlikçileri dururlar mı? Onlar da bütün hızlarıyla CIA-Pentagon-Muaviye –Yezid İslamı ile halkımızı inmelenmedirmekte, karanlığa mahkum etmektedirler. İnsanlarımızı Allah ile kandırdıkları yetmezmiş gibi 23 Nisanları, 29 Ekimleri, 19 Mayısları, 30 Ağustosları yasaklamaktadırlar. Bunlar da tıpkı dedeleri gibi, Cumhuriyet’e ve kazanımlarına, bağımsızlığımıza, laikliğe karşıdırlar. Sırf bu yasaklarla yetinirler mi? Tabii ki hayır. 4+4+4 eğitim modeliyle İmam Hatip Liseleri’nin önünü açmaları; müfredattan bilimi, laikliği ve Mustafa Kemal Atatürk’i çıkartmaları,  Laik-Bilimsel Eğitim yerine hurafelerle dolu eğitim anlayışı getirmeleri görevlerini layıkıyla yerine getirmede ne kadar istekli olduklarının göstergelerindendir.
AKP’gillerin devlet yurtları yerine tarikat yurtlarını koruma-kollama-geliştirme politikası sonucunda yurtlarda yaşanan olayları çok iyi hatırlıyoruz. Adana Aladağ’da kız öğrenci yurdundaki yangında 13 kişinin hayatını kaybetmesi, Konya’da çöken yurtta 18 öğrencinin ve Diyarbakır’da Kur’an Kursu’nda çıkan yangında 6 çocuğun yanarak ölmesi hala belleklerimizde, hala içimizi yakmakta.
Yine Maraş’ta bir tarikat yurdunda kalan 4 erkek çocuğun yurtta çalışan bir öğretmen tarafından cinsel istismara uğraması, Karaman’da Ensar ve KAİMDER’e bağlı olan kayıt dışı yurtta 10 öğrenciye cinsel istismar olayları… Bu olaylar sonucunda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’nun Ensar Vakfı ile ilgili olarak  “Buna bir kere rastlanmış olması, hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz” demesi, vahametin ne boyutta olduğunun bir göstergesi adeta.
Başka örnekler de vermek mümkün bu Ortaçağcı gericilik yarışına:
 İzmir Karabağlar’da, bir İmam Hatip Ortaokulu’nda öğrencilerin okula ayakkabılarını çıkarmadan girememesi, fiziki yapısı camiye benzetilen okulda Cuma günleri eğitim verilmemesi, ayrıca Kocaeli’deki özel bir okulun  “Türkiye’de bir ilk olarak” ayakkabısız okul projesini hayata geçirdiklerini müjdelemesini unutmadık.
Ya bir öğretmenin sınıftaki bir kız öğrenci için ‘Senin ismin günah, sahte cennet anlamına geliyor, sana bu ismin söylenmesini yasaklıyorum. Kimse sana bu isimle hitap etmeyecek’ diyerek genç beyinleri hurafelere teslim etmesi? Örnekler saymakla bitmez.
Durum böyle olunca da gerçek devrimcilere, İkinci Kurtuluş Savaşçıları’na çok görev düşüyor.
Bu sebeple bugün sadece Kubilay’ı anma günü değildir.
Kubilay’ı anlamak ve ikirciğe düşmeden onurluca mücadele etmek gerekiyor.
Gün Emperyalistlere ve Ortaçağcı Şeriatçı güçlere karşı mücadele etme ve safları belirleme günüdür. Bunun için de bizlere çok önemli görevler düşmektedir.
Ve hain korkak olur! Gezi’de gördük. Nasıl da korktular halktan! Bugün de görüyoruz, nasıl da korkuyorlar yolsuzluklarının, vurgunlarının, talanlarının hesabını soranlardan!
Çünkü onlar da çok iyi biliyorlar ki bu toprakların Kubilayları tükenmez! Bereketlidir bu topraklar, yetiştirir devrimcileri!
Gün, Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızla kovduğumuz Emperyalistleri ve Şeriatçı güçleri bir daha geri dönmemek üzere bu topraklardan atmak için İkinci Kurtuluş Savaşı’nı başarmak günüdür. 22.12.2017
ŞERİAT ORTAÇAĞDIR!
HEPİMİZ KUBİLAYIZ!
KUBİLAYLAR ÖLMEDİ, MÜCADELEMİZDE YAŞIYOR!
                                                                      HALKÇI KAMU EMEKÇİLERİ

45

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir