8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüdür

8 Martı Dünya Kadınlar günü diye kutlayanlara ve savunanlara inat
Her zamankinden çok daha gür, çok daha kararlı, çok daha bilinçli haykırıyoruz

8 Mart 1857’de, günde 15-16 saat çalışan ancak çok düşük ücret alan Amerikalı Dokuma İşçisi Kadınlar; daha iyi yaşama koşulları, eşit işe eşit ücret ve 8 saatlik işgünü talepleriyle greve çıktılar. Parababalarının bugün de yaptığı gibi, grev zorla ve kanla bastırıldı. 129 emekçi kadın yakılarak katledildi. Üzerinden 162 yıl geçti.

1910 yılında Devrimci kadın önderlerden Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart, II. Enternasyonal’e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar toplantısında Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilan edildi. Üzerinden de 109 yıl geçti.

Uzay Çağı, Bilgisayar çağı derken artık Yapay Zekanın geliştirilmesi konuşuluyor. Bilimde ve teknikte çok büyük gelişmeler olurken, Finans Kapitalistler zümresinin bütün gücü elinde bulundurduğu, geniş Halk yığınlarının yoksulluğu, eğitimsizliği ve çaresizliği üzerinden kurulan Parababalarının Kanser Düzeninde kadının adı yine yok.

Peki, kadın İnsanlık Tarihi boyunca hep Ezilen ve Sömürülen Cinsiyet miydi?

Bir milyon yedi yüz bin yıl önce insanlığa geçişte, insan soyunun ortaya çıkmasında; dişi cinsiyet başrolü oynamıştır. Soy, kadının üzerinden geliştiği için kadın, önderdi, saygı duyulandı. Kadın on bin yıl öncesine kadar insanlığa önderlik etmiştir. Bu önderliğini de hiçbir zaman karşı cinsiyet olan erkeği sömürmek için kullanmadı, kullanamazdı da. Çünkü bu Anacıl Düzenin hâkim olduğu İlkel Komünal Toplumun doğasına aykırıydı. Çünkü insanlığın bu aşamasında sömürü diye bir olgu yoktu.

Nasıl oldu da kadın alt oldu?

 “İnsan soyunun sürmesinde en temel işlevi gören (üstlenen) kadın, ne yazık ki bundan on bin yıl kadar önce insanlığın Orta Barbarlık Konağında (Çoban Toplum Aşamasında Sürü Ekonomisine geçişte) toplumun en önemli maddi zenginliğini meydana getiren evcilleştirilmiş hayvan sürülerinin erkeğin yönetiminde olmasından dolayı, o güne dek sürdürdüğü önderlik rolünü ve sahip olduğu önemi ve değeri kaybetmiştir. Maddi zenginliğin, ekonomik gücün erkeğin yönetiminde, bir anlamda eli altında olmasından dolayı toplumda ikinci plana itilmiş, ikinci sınıf insan muamelesi görmeye başlamıştır. Kadının bu sebeple alt edilişi, o güne kadar varlığını sürdürmüş olan her iki cinsiyeti de aşağılamayan, ezmeyen Anacıl Düzenin de sonu olmuştur. Onun yerine erkeğin toplumun egemeni olduğu Ataerkil (Babahanlık) Düzeni geçmiştir.

“Bu altüstlük İlkel Sosyalist Toplumda açılan ilk gediği oluşturmuştur. Bu değişiklikle birlikte, aynı toplum içinde bir grup insanın başka bir grup insanı ezebileceğinin, sömürebileceğinin mümkün olduğu da görülmüş ve anlaşılmıştır.” 

Sınıflı topluma geçişle birlikte kadın, sosyal hayatın da dışına itilerek aşağılandı, ikinci sınıf cinsiyet, zevk aracı muamelesi gördü.

15’inci Yüzyıl Sanayi Devrimiyle beraber dünyada artık kapitalist üretim yordamı başlamıştır. Kapitalist toplumun temeli ise artıdeğer sömürüsüne dayanan Geniş Yeniden Üretimdir. Daha fazla kâr için işgücünün olabildiğince sömürülmesidir. Serbest rekabet, üretimin sosyalleşmesi, işbölümü ve teknolojik gelişme de kapitalist toplumun belirteçleridir. Kapitalist için önemli olan işgücünü en ucuza kapatarak en yüksek artıdeğer sömürüsünü gerçekleştirmek, böylece rakiplerini bertaraf ederek piyasayı ele geçirmek ve daha çok kâr etmektir. Bu amacına ulaşmak için kapitalist en kolay biçimde ve ucuza sömürebileceği Kadın ve Çocuk işgücünü kullanır. Böylece artık kadın evden dışarı çıkmakta, kapitalist üretim yordamı içerisinde yer almakta, sosyalleşmekte ve böylece ufkunu, dünyasını geliştirmektedir. Ve bu kadın açısından ilerici bir olgudur. Kadını İşçi Sınıfı mücadelesi içine çeker; kadını devrimcileştirir.

Günümüzde kadını çifte sömürüye (hem cinsel, hem de sınıfsal) uğratan, işsizliği,  pahalılığı yaratan Finans-Kapital+Tefeci-Bezirgân Sınıfının, yani halkımızın deyimi ile Parababalarının sömürü ve soygun düzenidir. Biz de emekçi kadınlar olarak biliyoruz ki kadının sömürülmesinin nedeni; bizleri açlığa, yoksulluğa, işsizliğe ve pahalılık cehennemine, emperyalist savaşlara mahkum eden ABD-AB Emperyalistleridir, onların ruhlarını satan işbirlikçileridir.

Ülkemiz ise yine bir seçim arifesinde ve bir 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü daha geldi. İkibin On dokuz Türkiye’sinin 8 Mart’ında kadınlarımızın, işçi-köylü-emekçi-yoksul kadınlarımızın durumu nedir? Ülkemizde 17 yıllık AKP iktidarıyla birlikte kadına yönelik cinayetler daha da arttı. Kadın cinayetleri sıradanlaştı artık. 2018 yılında 440 kadın öldürülürken, 317 kadın ve bin 217 çocuk da cinsel istismara uğradı. Eğitimli eğitimsiz fark etmiyor. Eşinden boşanan, nişanlısından ayrılan veya en ufak bir söz hakkı isteyen kadına ölüm reva görülüyor.

Ülkede laik ve bilimsel eğitim kurumları yok edildi. Eğitim dinselleşti. Ekonomik krizin en vede en büyük mağdurları yine kadınlarımız, çocuklarımız ve yoksullar oldu. Yani olan yine Emekçi Halkımıza oldu.

Laik Cumhuriyetin bütün kazanımları ve Kuvayimilliye yadigârı kurumlar bir bir ortadan kaldırılırken laiklik sadece kâğıt üzerinde kaldı.

Ülkemizde bütün bu acı olaylar yaşanırken, kendilerine devrimci-sosyalist-demokrat adını koymakla devrimci-sosyalist-demokrat olduğunu sanan kesimler ne acıdır ki artık AB-D Emperyalistlerinin umut kaynakları oldular, onların sol tabelalı lokomotifinin vagonları oldular. Hem de gönüllüce.

Hangi ihanetleri yaptı bu kesim, onları da görelim.

Mesela Ortaçağ Karanlığı demek olan Şeriatın simgesi türbana “Kılık Kıyafet Özgürlüğü” diyerek destek sundular. Gözleri aydın olsun, artık türban anaokullarına kadar indi. Eserinizle gururlanın türbana giren çocuklar artık çok özgürler. Özgürce artık kılık kıyafetlerini seçebiliyorlar.

Oysa Şeriat, Ortaçağcı Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının ideolojisidir ve bu ideoloji kadını özgürleştirmez, köleleştirir. Şeriat ideolojisi, ülkenin dört bir yanına yayılmış tarikatları aracılığıyla genç kızları afyonlayarak onları Ortaçağ gericiliğine yani köleliğe, cariyeliğe, dört duvar arasında, mutfak ve yatak odasında yaşamaya gönüllü hale getirmektedir. Ülkemizde şu an iktidarda olan AKP’giller de ülkemizi Ortaçağ karanlığına götürmek istemektedir. Kadınlarımız, tıpkı Afganistan’da, İran’da, Suudi Arabistan’da olduğu gibi yaşasın istemektedirler. Oradaki kadınlar Ortaçağ cehenneminden kurtulmak için uğraşırken-mücadele ederken, toplumumuzu Ortaçağın karanlıklarına götürmek isteyen din bezirgânlarının etkisinde kalan bizdekiler ise, bu cehennemi kendileri için bir cennet sanmaktadırlar. Türbana, kara çarşafa, peçeye bürünmeyi ve bir erkeğin 4 eşinden veya sayısız cariyesinden biri olmayı kurtuluş sanmaktadırlar.

Yine Feminizmi kadının kurtuluşu olarak gördüler, gösterdiler, göstermeye devam ediyorlar.

Oysa kadın sorununun salt kadın-erkek arasındaki cinsiyet farklılığından kaynaklandığını iddia ederek sorunun sınıfsal özünü gizleyen, böylece kadınların sömürüye karşı kininin ve mücadelesinin düzene yönelmesini engellemeye çalışan Feminizm, kadınların kurtuluşunu sağlayamaz. Bu amaçla örgütlenmiş birkaç küçükburjuva hümanisti dernek ve kuruluş, düzen tarafından beslenmekte, sorunun kaynağı gizlenmekte ve çözüm yolu saptırılmaktadır.

Feministler, içinde yaşadığımız bu işsizlik, pahalılık düzeninden şikâyetçi olmaz, onun değiştirilmesini önermez. Tersine Feminizm, her düzende kadının haksızlığa uğradığını, yaşanılan toplumsal sistemin kapitalizm ya da sosyalizm olmasının hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini savunur. Sınıfsal sömürüyü inkâr ederek, görmezlikten gelerek erkeklere karşı mücadele yürütür. Bu nedenle Feminizm bir burjuva akımıdır.

Öte yandan Feministler, ezen ve ezilenler ayrımını görmezden gelerek tüm kadınların haklarının savunulması gerektiğini savunur. Bu yüzdendir ki burjuvazinin saygı ve hoşgörüsünü kazanmıştır. O yüzden “sosyalist feminizm” demenin, “sosyalist kapitalizm” demekten hiçbir farkı yoktur; aynı derece saçma bir söylemdir.

Ve bütün bu savrulmaların sonucunda artık 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününe “Dünya Kadınlar Günü” demeye başladılar.

Oysa 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüdür.

Kadının gerçek kurtuluşu İşçi Sınıfının kurtuluşundan bağımsız değildir. Parababaları, Emekçi Kadınlar Günü’nün içini boşaltmak; anlamsız, sıradan bir gün haline getirmek için 16 Aralık 1977’de 8 Mart’ı Birleşmiş Milletler kararıyla “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” olarak ilan etmişlerdir. Bunu bilerek ya da bilmeyerek kutlayanlar, 8 Mart’ı yaratanlara ihanet etmektedirler. 8 Mart, halklara zulmeden, kadınlarımızı içler acısı bir dünyaya mahkûm eden, emperyalist savaşların devam etmesini gerekli bulan, işçilerin kanını emen Hillary Clinton’ların, Angelina Merkellerin, Güler Sabancı’ların, Fatma Şahin’lerin, Emine Erdoğanların günü değildir. Emperyalist sömürü altında zulümleri, acıları yaşayan, emperyalist canavarların haksız savaşlarında ve işgallerinde ölen, tecavüze uğrayan, eşlerini, çocuklarını kaybeden ve bu zulümlere karşı en yılmaz biçimde kahramanca savaş veren emekçi dünya kadınlarıyla bu kadınlar bir tutulamaz.

Kapitalist sistem; 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü 14 Şubat sevgililer günü kıvamında kadınlara çiçek, hediye alınan, 23 Nisan çocuklar günü gibi onlara eşit davranılan bir güne indirgemeye çalışıyor. Emekçi kadının çifte sömürüsünü örtbas etmeye çalışıyor. 162 yıl önce insanca bir yaşam için canlarını ortaya koyan 129 Dokuma İşçisi Kadının anısını, mücadelesini, direnişini unutturmak, insanlığın belleğinden silmek istiyor. Unutturmayacağız, insanlığın belleğinden sildirmeyeceğiz.

İşte bu nedenle bizler inadına 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü diyoruz. “8 Mart”ların çifte sömürüye karşı, eşit işe eşit ücret, örgütlenme ve yaşama hakkını savunmak için mücadele edilmesi gereken bir gün olduğunu savunuyoruz.

129 dokuma işçisi kadınının anısı, mücadelesi bizlerin mücadelesinde yaşıyor. Clara Zetkinlerin, Rosa Luxemburgların, Krupskayaların, Nene Hatunların, Kara Fatmaların anısı, mücadelesi bizlerin mücadelesinde yaşıyor.

Bu mücadele devam edecek. İnsanın insanı ezmediği, sömürmediği, doğaya, hayvana zararın verilmediği insancıl bir düzen kurulana kadar mücadele devam edecek.

Ant olsun ki bu düzeni kuracağız, insanlığın yarısı olan kadını da gerçek anlamda özgürlüğüne kavuşturacağız. (08.03.İkibin On dokuz)

Halkçı Kamu Emekçileri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir