“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır!”

Bundan tam 96 yıl önce vuruşarak Anadolu içlerine çekilmiş Kuvayi-Milliye ordusu, güç toplayıp yeniden saldırdı ülkesine el uzatmaya çalışan Emperyalistlere ve yerli işbirlikçilerine. Anadolu Halkları birlik olup, vatan için tek yürekte aktılar. 26 Ağustos’ta başlayan taarruz, 30 Ağustos’ta şanlı bir zaferle sonuçlandı. Emperyalist çakalları ve Saltanatı Anadolu’dan ilk defa söküp attığımız gündür 30 Ağustos. Ancak bu eli kanlı Emperyalist çakalların bizimle işi hala bitmedi. Bütün mazlum halklara örnek olan Antiemperyalist Kurtuluş Savaşımızın intikamını almaya çalışıyorlar. Hala vatanımıza, aşımıza, ekmeğimize, suyumuza hayasızca saldırıyorlar; o gün Kurtuluş Savaşı’mız’ın önderi Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları tarafından yırtılıp atılan Sevr ile gerçekleştiremediklerini bu gün Yeni Sevr planlarıyla gerçekleştirmek istiyorlar ABD- AB Emperyalistleri.
Peki, sen yılgın mısın?
Onlar, vatan için hiç yılmadı!
Peki, sen yorgun musun?
Onlar, büyük kıtlık ve imkânsızlıklar içerisinde yıllarca savaştı da yine de yorulmadı!
Kaybetmekten mi korkuyorsun?
Onlar ellerini, kollarını, ve dahi canlarını kaybettiler de yine de korkmadılar!
Onlar kim mi? Kim olacak? Kürt Memet, Yörük Ali, Kara Fatma, Hasan Efe, Laz Dursun. Yani kısaca Anadolu halkları. Kadınıyla, erkeğiyle, çoluğuyla, çocuğuyla hem de.
İşte onlar vatanlarına saldıran Emperyalistleri, 96 yıl önce geldikleri gibi gönderdiler.
İngilizler; Yunanlıların savaş hattı için 6 ayda geçerlerse, 6 günde geçmiş saysınlar demişlerdi. Mustafa Kemal Atatürk’in önderliğindeki Kuvayi-Milliye ordusu o hattı 5 günde geçti. Uyumadan, dinlenmeden…
30 Ağustos; elleri kınalı Ayşe Bacının, daha 12 yaşındaki Kürt Reşo’nun, tek mal varlığı olan koltuk değneğini cepheye gönderen sakat Hayri’nin;
Yani topa tüfeğe karşı, süngünün, çapanın zaferidir!
30 Ağustos mazlum halkların, onurunu, namusunu ayaklar altına almaya çalışan yedi düvele gereken dersi kanla, dişle, tırnakla vermesidir!
30 Ağustos Sevr’e, Mondros’a verilen en şanlı cevaptır.
30 Ağustos, İstanbul’daki sarayında -İngiliz koruması altında- oturup halkını düşünmeyen, görmeyen, duymayan işbirlikçi hain Vahdettin’e, halkların gücünün gösterilmesidir.
Şimdi yeniden önümüze koyuyorlar Sevr’i. Görmüyor musun?
Yeniden çıktılar saraylarına saltanat yanlıları, farkında değil misin?
Ellerine yahu, senin ellerine emanet ettiler bu zaferi. Hani daha anne kokusuna doymamış bir bebek gibi, sabahın ilk ışıklarında açan taze çiçekler gibi…
Şimdi sıra sende! Kalk kardeşim, kaldır başını; artık taraf tutmak zorundasın. Gafil olunmaz bu vakit. Çünkü akıyor tarih. Bak güneş bizim için doğuyor, görmüyor musun? Mustafa Kemal Atatürk ve yoldaşları kadar cesur olmak gerek şimdi. Vatanı, namus ve onur bilmek gerek şimdi. Kimseye uşaklık etmemek için ömrü cephelerde geçenlerin ülkesi ne halde şimdilerde “ABD’nin müttefiki yoktur, uşakları vardır.” deniyor.
İşte bu sözleri söyleyenlerin suratına yeni bir 30 Ağustos Zaferini çarpma vaktidir şimdi!
“Ben mi yapacağım bunları tek başıma?” deme.
“Mustafa Kemal Atatürk gibi önder mi var?” deme!
Çaresiz olduğunu düşünüyorsun, bilirim. Ama dememiş mi Mustafa Kemal Atatürk “Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin! Kurtarıcı kendiniz olun” diye.
Sen, ben, o;
Biz de beraberce çıkacağız aydınlığa… El ele, omuz omuza. Kolay olacak demiyorum ama senle beraber çok zor da olmayacak biliyorum.
O türküdeki gibi işte “Sana kutsal gelen bin yıllık çınar, fiske vuruşuyla yıkılır bir gün.”
ABD-AB Emperyalist haydutlarını ve yerli işbirlikçilerini vereceğimiz İkinci Kurtuluş Savaşı ile tarihin karanlık sayfalarına gömeceğiz. (30 Ağustos 2018)

Halkçı Kamu Emekçileri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir