Kadın Erkek El Ele Örgütlü Mücadeleye

1857 yılında ABD’nin New York kentinde dokuma işçisi kadınlar 8 saatlik iş günü, eşit işe eşit ücret, insana yaraşır çalışma koşulları talebiyle greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. Parababaları tarafından azgın sömürü düzenlerine kurban edildi dokuma işçisi kadınlar.

Bu sebeple 8 Mart içi boşaltılmış, düğün salonlarında göbek atılan, kadınlara hediyeler verilen gün değildir. 8 Mart ezilen, sömürülen tüm emekçi kadınların günüdür. 8 Mart mücadele günüdür.

Kadın sorunu birkaç yıllık mesele değildir elbet. İlkel Komünal Toplum’un Orta Barbarlık Konağı’nda, hayvanların evcilleştirilmesiyle birlikte sürüyü güden, çoğaltan ve bunun için savaşan erkek, toplumda güç ve saygınlık kazandı. Erkeğin toplumda güç ve saygınlık kazanmasıyla o güne kadar toplumu yönlendiren kadın, yavaş yavaş ikinci plana düşmeye başladı. Adına medeniyet dediğimiz sınıflı topluma geçişle birlikte kadının ezilmesi daha da katmerlendi.

Kapitalizmin gelişmesiyle ve sanayileşme ile birlikte büyük fabrikalar açıldı. Fabrika sahipleri yeni işverenler daha az ücret verip daha fazla kâr elde etmek için kadınları fabrikalarda çalıştırmaya başladılar. Kapitalist toplumlarda kadının ezilmesi ve sömürülmesi her geçen gün arttı.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 2017 verilerine göre kadınların tarım sektöründe sayılarının arttığı belirtiliyor fakat ücretsiz, mevsimlik ve yarı zamanlı işlerde çalışan kadınların sayısı erkeklerden daha fazla.
Uluslararası tarım araştırmaları merkezi CARDA’ya göre tarlada kadınlar çalışsa bile, pazarlamayı yapan ve parayı kontrol eden erkekler.
Bu durum sadece tarım sektöründe yaşanmıyor. Dünya Bankası’nın 2016 yılında yaptığı bir analize göre ücretli işlerde kadının iş yükü ağır; düşük vasıflı işlerde kadınlar, az sayıdaki idareci pozisyonunda ise erkekler çalışmaktadır. Göstergeler aynı iş için kadınların erkeklerden daha az para kazandığını gösteriyor. 14 ülkede yapılan araştırmalar kadınların ortalama %28 daha az kazandığını ortaya koyuyor.

Ülkemizde ise kadınlar bir yanda kapitalist düzenin çarkları arasında ezilirken bir yandan da çocukları ile birlikte Ortaçağcı gericiliğin pençesinde acılar içinde kıvranıyor.
Boşuna demiyoruz: Şeriat Ortaçağ’dır.
AKP’giller ülkemizi Ortaçağ’a döndürebilmek için Cumhuriyetin tüm kazanımlarını yok etmekteler. Tüm kamu kurumlarını Ortaçağcılaştırmaktalar. FETÖ’cüler gitti, yerlerine Süleymancılar, İsmail Ağacılar, Menzilciler dolduruldu. Okullarımızda seçmeli din dersleri adı altında ABD-CIA İslamının ideolojisini benimsetecek dersler konuldu. Kadına şiddet, kadın cinayetleri, kadına ve çocuklara yönelik cinsel istismar olayları Cumhuriyet tarihinde olmadığı kadar arttı.
Türkiye’de 2010’dan bu yana 1964 kadın öldürüldü. Öldürülen her iki kadından birinin faili kocası veya erkek arkadaşıydı. En az 396 cinayet ayrılık veya boşanma aşamasında gerçekleşti. 355 cinayetin öncesinde kadınlar şiddet, taciz veya tehdide maruz kaldı. En az 237 cinayet kadınların güvenlik endişesiyle resmi bir başvuruda bulunduğu halde işlendi.
2017 yılında 409 kadın öldürüldü. 332 kadına cinsel şiddet uygulandı. 387 çocuk istismara uğradı.
Evet, çocuklarımız! Her çocuk istismarı haberi duyduğumuzda kanımız donuyor. En acısı da bu istismarların destekleniyor olması. Nasıl mı?
Diyanet’in yaptığı açıklama: “9 yaşındaki kız çocuğu evlenebilir, gebe kalabilir.”
İmam Hatip Lisesinde görevli bir öğretmenin beden eğitiminde eşofman giyen kız öğrencilerle ilgili olarak “ Kız öğrencilerin giydiği eşofman onları çıplak yapar” açıklaması.
Ortaçağcı sapkın düşüncelere sahip olanların çocuk istismarı ile ilgili “Dinen bunun adı şekerlemedir, bademlemedir” sözleri.
Ensar Vakfı’na ait bir yurtta 40 öğrencinin cinsel istismara uğraması ve AKP’nin eski aile bakanı Ortaçağcı Sema Ramazanoğlu’nun Ensar Vakfı’nı koruyucu “bir kereden bir şey olmaz” sözleri.
Adana’nın Aladağ ilçesinde 10 öğrencinin Süleymancılar’ın yurdunda yaşamını yitirmesi. Kız öğrencilerin namuslarını korumak gerekçesi ile yangın merdivenlerinin kilitli olması ve bu 10 yavrumuzun yangın esnasında dışarı çıkamadıkları için göz göre göre ölüme mahkum edilmesi.

Söz konusu örnekler saymakla bitmiyor. Peki bu vahim tablo karşısında çaresiz bekleyecek miyiz? Tabii ki hayır! Sonuna kadar mücadele edeceğiz.
Dünya ve ülkemiz tarihi mücadeleci kadınlarla dolu. İşte uluslararası kadın mücadelesinin unutulmaz devrimci önderleri Rosa Luxemburg, Clara Zetkin, Nadejda Kruspkaya! İşte Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızda batılı emperyalistlere karşı savaşan, Şerife Bacı, Kara Fatma, Tayyar Rahime, Gördesli Makbule. İşte, son günlerde hileli iflasla işten çıkartılan ve haklarını almak için, onurları için mücadele eden Metro-Real’in yiğit kadın direnişçileri!

Bu topraklarda kadınlarımız, Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızda erkeklerle birlikte omuz omuza mücadele verdi. İçinde bulunduğumuz koşullarda bizlere düşen görev, İkinci Kurtuluş Savaşı vermektir. Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızı kadın- erkek nasıl omuz omuza beraber verdiysek ve sonucunu zaferle taçlandırdıysak, İkinci Kurtuluş Savaşı’mızı da aynı karar ve azimle beraberce mücadele vererek zaferle taçlandırmalıyız.

Kadının kurtuluşu ne kadını aşağılayan Şeriatta, ne erkek düşmanlığı yaparak bu düzende de kadının kurtulabileceğini savunan Feminizmdedir. Kadının kurtuluşu İşçi Sınıfının kurtuluşuyla birlikte Demokratik Halk İktidarındadır.

Bugün 8 Mart!
Bugün mücadele günü!
Yaşamın yarısı kadınlarsa, mücadelenin de yarısı onlar olmalıdır!
Kadın erkek el ele örgütlü mücadeleye!
Halkçı Kamu Emekçileri                                                    08.03.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir