Şanlı Gezi Direnişinimiz’in 5. yılına ve Gezi Şehitlerimize ithafen

Gezi, umudumuzu verdi bize. Kahkahalarla gülerken hüngür hüngür ağlattı. Kabımıza sığdırtmadı, en çok da gururlandırdı; içimizdeki “Bu gidişata bir dur diyecek yok mu?!” hissi, “Artık durmanız için elimizden geleni yapacağız”a evrildi. Gezi direnişi, bir koza misali örterken üstümüzü, içinden iki gün de olsa özgürlüğü için çarpışacak bir kelebek çıkacağını adımız gibi biliyorduk.

3-5 ağaca sahip çıkmaya giden 5-10 çapulcu; ölüm ile kalım arasında topyekün bir ülkenin özgürlüğü için orantısız zekâyı silah yapıp savaşırken, camide bira içenlerin görüntüsü asla yayınlanamadı. Tıpkı üniversite diploması gibi. Şimdi o ağaçlar selama durdu; özgürlüğe, aşka, sevgiye, neşeye vardı yaprakları.

TOMA’larınıza gitarla serenat yapacak kadar naif, tazyikli suyunuzun önünde bir çanta bir elbise ile duracak kadar güçlüydük biz. Çevremize etten duvar örmüş polislere kitap okuyacak kadar düşünceli idik. Ağaçlarımız kesilmesin, sokak hayvanlarımız zehirlenmesin, derelerimiz HES’lere peşkeş çekilmesin, kısacası rant kavgası uğruna ülkemiz tarumar edilmesin istedik, bunlar için mücadele ettik, bunlar için direndik.

Tencere tava hep aynı havayla karşı durduk, duracağız; çünkü bizim helikopterlerimiz, TOMA’larımız, biber gazlarımız yoktu. (Yav tamam tamam, Çarşı’nın ele geçirdikleri sayılmaz.) Biz deim Davulcu Vedat’larımız vardı, yemek yapıp getiren Ayşe teyzelerimiz, gaz maskesi dağıtan Hüseyin amcalarımız, polisten kaçan çapulculara evlerini açan tonton teyzelerimiz, “Evladım arka tarafta diren!” diyen annelerimiz vardı. Gezi Parkı’na koli koli yardım gönderen insanlarımız vardı. Gazdan etkilenen sokak hayvanlarını kucaklarında taşıyıp ilk yardım almalarını sağlayan, kalpleri şu köhne dünyadan büyük insanlarımız vardı orda. Âşıklarımız vardı. Üç yaşında, oyuncak kepçesiyle TOMA’lara karşı duran miniklerimiz vardı. Yaralılara camisini açan gerçek, saf müslüman camii imamlarımız vardı. Derbilerde taş, sopa birbirine giren ama direnirken kol kola, omuz omuza mücadele eden üç büyük takımımızın taraftarları vardı. Yaşlısı, genci, bebeği, hamilesi, kedisi, köpeği vardı. Kısacası direnişte kaynaşıp büyüyen büyüdükçe güçlenen, güçlendikçe korku salan bir halk vardı. Kuvayımilliye ruhu içimizde bir yerlerde yeniden hayat bulmuştu! Tıpkı Birinci Kuvayımilliye’de olduğu gibi, Halkın Ortaçağcılığa ve Emperyalist talana karşı ayaklanmasıydı bu! Ah ne korktular! Ölesiye korktular! Halkımızın bilinçaltına örgütlü halkın yenilemeyeceğini bir kez daha kazıyan Şanlı Gezi İsyanı’mızdan ölesiye korktular. Korktukça korku salmaya çalıştılar! En mülayimlerimizi bile laflarıyla kışkırtanların sokağa çıkaracak bir yüzde ellisi yoktu aslında. Sokağa çıkanlarsa orantısız katildi.

Berkin! Ah Berkin! 15 yaşındaki Berkin! Kanasın gözlerimiz! Bir somun ekmeğe gidişinin hesabını vermen için anneni yuhalattılar meydanlarda. Söz, zamanı gelince halaya duracak tüm çocuklar. Uyu kuzum. Kömür karası saçlarından usulca öperiz.

Selam olsun HATAY SANA! Bağrında ne güzel evlatlar yetiştirmişsin, kaybettim sanma; geri dönecek o Ali İsmailler! Korkma! Abdullahlar, daha 22’sinde, kendilerini cömertçe özgürlüğe sundular, Ahmet vardı sonra; polis tarafından gaz fişeği ile vuruldu ve çatıdan düştü.

Mehmet 20’sindeydi, Medeni daha 18’inde idi. Bu çocukların hiçbirinde silah yoktu, tek suçları demokratik hakları olan sokağa çıkma hakkını kullanmalarıydı.

Biz dese hep yarım ama yarından umutlu kaldık.

Zümrüd-ü Anka misali ateşlerde yandık, küllerimizden en güçlü doğacağımız anı beklemeye başladık. Gezi ruhu aramızda dolaşıyor, biliyoruz ki hepimizi tekrar direnişe katacak.

İsyan mayası atıldı bir kez Halk deryasının içine! O maya eninde sonunda tutacak!

Halkız! Haklıyız! Yeneceğiz! (29.05.2018)

#gezi5yaşında

Halkçı Kamu Emekçileri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir